Kemal Kılıçdaroğlu'nun bugünkü konuşması

Kemal Kılıçdaroğlu'nun bugünkü konuşması

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu, bir uyuşturucu davasındaki ifadelere dayanarak açıkladığı belgelerle "Siz Suriye'ye silah sevkiyatı yapıyorsunuz, Türkiye'de üretiyorsunuz, jandarma kontrolünde gönderiyorsunuz" dedi.

Siyaset-26 Kasım 2013, Salı - 16:08

İşte Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarından satır başları:

 

Yeni bir iklim var. Eğer iyi çalışırsak, halka gidersek inanın bu halk bizi baş tacı yapacak. Neden? Kul hakkı yemiyoruz, köşeyi dönmüyoruz, akrabaları işe yerleştirmiyoruz. Temiz siyaset yapıyoruz, her kuruşa saygı gösteriyoruz. Ben hepinizle özellikle gençlerle gurur duyuyorum. Hafta sonu Osmaniye'deydim. Narenciye üreticileri diyor ki battık, bittik. Gübrenin ortalama fiyatı 200 liradan 800 lira oldu ne yapacağız diyorlar. Bir şey yapacaksınız sizi ezenleri sandığa gömeceksiniz. Emeklisi, öğretmeni, çiftçisi memnun değil. Kim memnun bu düzenden?

 

"24 KASIM TÜRKİYE'NİN AYIPLI BİR TARİHİDİR"

 

Onlar da biz de biliyoruz kim memnun bu düzenden. Yeriniz belli CHP'dir. Öğretmenler bizim umudumuz. Öğretmenlik yüce bir meslektir. Ortak bir görüştür öğretmenin yüceliği. Yeryüzünde öğretmenlikten daha şerefli bir meslek yoktur denilmiş. Bu kadar önemli.
24 Kasım Öğretmenler Günü'ydü. Öğretmenlerin dertleri var. Yürüyüş yaparlar dertlerini dile getirirler. Öğretmenler sokağa çıktılar. Anayasal haklarını kullanıyorlar. İktidarın ilgisizliğini anlatacaklar halka. Ne oldu? Önce TOMA'lar, sonra biber gazı sonra su
Öğretmene şiddet. 24 Kasım Türkiye'nin ayıplı bir tarihidir. Kimi öğretmenin ayağı, kolu kırıldı. HZ. Ali demiş ki bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.

 

"SENİ ADAM ETMEYE ÇALIŞTILAR, OKUSUN SEN"

 

Sen ne yapıyorsun? Bırak bir harf öğretmenin kölesi olmayı şiddet uygulatıyorsun. Seni adam etmeye çalıştılar, okudun sen. Sen ne yaptın güvenlik güçlerini seferber ettin. Hani sen diyordun: Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum. Öğretmeni köle etmeye çalışıyorsun sen. Ataması yapılmayan binlerce öğretmen var. Atama bekliyorlar. MEB'in kadroları boş. Oraya da atama yapılmıyor. Bu öğretmenler çocuklara hayatlarını veriyorlar, en büyük katkıyı yapıyorlar. Ama siz onlar kendini sorunlarınız dile getirmesinler diye acımasızca dövüyorsunuz. Ekim 2013: Yoksulluk Sınırı: 3147 lira. En düşük Öğretmen aylığı: 1947 lira. Öğretmeni itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar, döverek yapmaya çalışıyorlar. Bilimin önünde kimse duramaz, sen bile duramazsın.

 

ÖĞRETMENLERE ŞİDDET


Öğretmenlerin çoğu borçlu, yürümesin de ne yapsın. Kimisi simit satıyor, kimisi kağıt topluyor. Nedir bunlar? Yüzde 66.9'u umutsuzluk içinde. Bu kadar zor koşullarda olan öğretmenler için bakın bu diktatör  ne demiş. Öğretmenlerin 15 saat çalışıp yüksek maaş alması haksızlık değil demiş. Verdiği maaşı yüksek görüyor. En çok öğretmeni çalışan ülke Türkiye.

 

EN ZENGİN BAŞBAKAN


Başbakan 4 ay tatilleri var, kazanıyorlar diyor. Sen yırtık ayakkabıyla siyasete girdiğini söyledin, şimdi çık bu öğretmenlerin karşısına dünyanın en zengin Başbakanı olduğunu söyle söyleyebilirsen. Kefenin cebi olsa bunlar kefeni de doldurur. Sizi kucaklayan parti CHP'dir.

 

MISIR'DA DARBE

 

Mısır'daki darbeyi ilk eleştiren benim. Demokrasi isteyen mısırlıların sesleri kesilmişti demiştim. Mısır'ı düşman ilan ettiler. Mısır halkını neredeyse düşman ilan ettiler. Bütün Mısır'da Türkiye'ye karşı kırılma oldu Başbakan sayesinde. Kimsin sen? Yazık günah değil mi yıllardır elde ettiği kazanımları kullandığın bir cümle yüzünden çöp kovasına atacaksın. Mısır politikası iflas etti. Şimdi Irak'ı onarmaya çalışıyorlar ama bizim sayemizde. Mısır'da benzer olay oldu. 2 arkadaşımızı görevlendirdik, her yerde şunu söyleyin dedik


Mısır ve Türkiye halkı dosttur kardeştir. Biz mezhepçi değiliz, tüm halkları kucaklarız. Herhangi bir uluslararasında okuyan öğrencilere sorsanız. Ortadoğu'daki en önemli ülkeler hangisidir? İsrail der, Mısır der, Suriye der. Şimdi dönüp bakalım. Mısır'da, Suriye'de büyükelçimiz var mı yok. Neymiş bizim dışişlerimiz iyiymiş. Sevsinler senin anlayışını. Rabia'yı çok seviyorsan gidersin oranın vatandaşlığına geçersin. Halk perişan, bırakmışsın orayı Mısır'la uğraşıyorsun. Bu ne yaptı kırmızı halılar serdi Türkiye'ye davet etti
Hani sen darbecilere karşıydın. Elini göstereceksen ellerinle yüzünü kapa da ayıbını gizle hiç değilse.

 

OFÖRÜN İFADESİNİ OKUYUORUM"

 

Bir uyuşturucu davası. Takip ediyoruz. Uyuşturucu sanılan kamyondan silahlar çıkıyor. Silahlar Konya'da temin ediliyor. Size yakalanan şoförün ifadesini okuyorum. Şoförün ifadesi: Ben bu malzemeleri 2 kez Reyhanlı'ya gidip teslim ettim. Zaten oraya girebilmek için jandarma kontrolünde geçiyordum. Aracı aramadılar, bakmadılar. O araç ile konuştular. Sonra o karakol binasının 200 metre ötesinde çevrili bir alana yükü boşalttım. Hepsi sarılı bir şekilde idi.

"BU BİR SUÇ BELGESİDİR"

 

Bu bir suç belgesidir. Siz Suriye'ye silah sevkiyatı yapıyorsunuz, Türkiye'de üretiyorsunuz, jandarma kontrolünde gönderiyorsunuz.  Türkiye'yi şamar oğlanı olan ettiler. Ama şamar oğlanı olan TC. değil, şamar oğlanı olan TC'nin başındaki adamdır


Mısır'dan büyükelçimiz kovuluyor. Kitle imha silahlarının üretilmesinin önüne geçiliyor Cenevre'de. Bu güzel bir olay. İran diplomasisini kutlamamız gerekiyor. Bu bölge önemli bir bölgedir. Bu bölgede bütün ülkelerin dostluğa ihtiyacı vardır. Acılar da vardır ama 21. Yüzyılda bu bölgede ortak barışın seslendirilmesi gerekiyor.  Eylül 1980 hepimizin belliğinde olan bir tarihtir. Ağır bedellerin ödendiği bir tarihtir.

 

Sadece bizim mi binlerce insanın canı yandı. 650 bin kişi gözaltına alındı. 230 bin kişi mahkemelerde yargılandı. 50 kişi asıldı. Erdal Eren'in yaşını büyüttüler ve öyle idam ettiler. Yüzlerce kişi ya faili meçhule gitti hayatını kaybetti veya işkencelerde öldürüldü. 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı. Sakıncalı diye 10 binin üzerinde fişlediler.

Maliye bakanlığında, bir arkadaşım vardı ikimiz de oda başkanıydık.Yurtdışına gitmesi gerekiyordu. Ama o dönemin paşaları o arkadaşı sakıncalı gördüler. Neden? Mülkiyede okurken hüviyet kontrolü yapıyormuş. Odama geldi çocuk gibi ağladı. Hiç unutmuyorum. "Kemal dedi ben bu ülke için babamı şehit ettim. Babam kore'de şehit oldu, ben görmedim dedim. Pek çok uluslararası anlaşmaya başkanlık yaptım dedi. Şimdi ben yurtdışına gideceğim beni sakıncalı buluyorlar" çok ağır dramlar yaşandı.

 

1402 sayılı yasa çıkardılar. Yüzlerce öğretim üyesini üniversitelerden attılar. Ekmeğe muhtaç hale getirdiler. Darbeciler mıntıka temizliği yaptılar. Aydınları solcuları devrimcileri ülkücüleri hapishanelerde tuttular. İşkenceden geçirdiler.

 

"SADECE BİR GRUBA DOKUNULMADI"

 

DGM'yi kurdular, YÖK'Ü kurdular. Siyasi parti yasasını çıkardılar. Yüzde 10 eseçim barajını getirdiler. Bütün bunlar olurken sadece bir gruba dokunulmadı. Adı olan AKP olmayan AKP yandaşları. Onlara hiç kimse dokunmadı. Onlar sadece alkışladılar. 11 yıldır iktidardalar. Hiçbirisi 12 Eylül darbesinden

 

İhbar ettiler, muhbir görevini zaten seviyorlar. O işin uzmanı onlar. 12 Eylül ürünüdür Adalet ve Kalkınma Partisi. Sözde hesaplaşmak için bir dava açıldı. İki kişi, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya. Faili meçhulleri araştıralım dokunmayın ona diyorlar. Seçim barajını kaldıralım, olmaz. 12 Eylül ürünüler. Arada bir farkı var. Birisinin apoletleri yok, birisinin apoletleri yok. birisi yaptı, diğeri aynen devam ettiriyor. Anayasayı değiştirmezseniz 12 Eylül ile hesaplaşamazsınız. YÖK'ü kaldırmazsanız hesaplaşamazsınız. Lider suntasını kaldırmazsanız hesaplaşamazsınız.

 

Anayasayı değiştirelim, hay hay gel kardeşim değiştirelim. Önce şunu düşündü, bak biz anayasayı değiştirecektik ama CHP karşı çıktı diyecekti. Darbe hukukunu istemiyoruz. Şaşırdılar tamam dediler, oturduk masaya. Masaya oturduk anayasaya görüşülüyor. Daha birinci ayını doldurmadan başkanlık sistemini getireceğiz dediler. Neden? CHP'liler kızar masayı terk eder. Getir kardeşim, ben bunu bu kurulda görüştürmem. Ve görüştürmedik. Baktı CHP yine masadan kalkmıyor. Efendim 48 madde üzerinde uzlaşıldı, 60 madde üzerinde. Çek başkanlık sistemini belki çok maddede uzlaşacağız. Hayır çekmek diyor.

 

"MASADAN KAÇTI"

 

Sonuna ne oldu? Bu darbeciler baktılar ki bu CHP kendi bildikleri CHP değil. En iyisi Cemil Çiçek aracılığı ile biz masadan tüyelim. Burhan Kuzu hatta Obama'ya biraz üzüldü. O başkanlık sistemiyle nasıl ABD'yi yönetiyorsun diye. Bizde ise diktatör olacaktı. Sonunda baktı ki o da olmuyor. Ve masadan kaçtı.

 

Bütün yurttaşlarıma söylüyorum. Sivil bir anayasa, özgürlükçü bir anayasa, çağdaş bir anayasa yapmak istiyorsanız adresiniz bellidir. Adres Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Cemil Çiçek de nasıl kaçacak? O da bir formül buldu. Şöyle diyor "Meclis Başkanı olarak bu benim görevim değil. ayrıldım gitti" diyor. Yahu bu senin görevin, eğer ayrılacaksan TBMM Başkanlığı'ndan ayrıl, ben de seni kutlayacağım.

 

Bu arada güzel bir şey daha oldu. Anayasa Mahkemesi başkanı Haşim Kılıç devreye girdi.  Güzel bir cümle kurdu. "Ben doğrusu kendimizi evlenme vaadiyle kandırılmış insanlara benzetiyorum" diye.

 

E gözünü sevdiğim değerli yargıcım, sen AKP'nin seni kandırdığının yeni mi farkına varıyorsun? Emekliyi kandırdı, memuru kandırdı, öğretmeni kandırdı, ayrıca döndü, elbette seni kandıracak. Adamın zaten isteği o, arzusu o. Anayasayı değiştirmek istemiyor ki, anayasayı değiştirme rolünü üstleniyor. Biz masaya oturunca baktı ki CHP kalkmıyor, boyaları döküldü.

 

"BU REZALET HÜKÜMETLERİ GÖTÜRÜR

"

Ahmet Alkan, Mehmet Baransu, Amberin Zaman, bunlar bir gazetede köşe yazıları yazıyorlar. Casusluk iddiası ile bunların telefonları dinlenmek isteniyor. Ama önce gidiyorlar bir iki hakim ayarlıyorlar. Kod ismi kullanılıyor, gerçek isimler değil. dinlenme kararı alınıyor. Yürekli bir avukat bunu takip ediyor. "Böyle rezalet olmaz" diyor. Bir insanı dinlersin ama yasalara uygun olarak. Yargıçta dinlenecek kişinin kimliğini görerek adam gibi görür karar verir. Ama Allah büyük ya, bir mektup yazdı. Efendim diyor yargıçlarla anlaştık, kod adı kullanmaya, onlarla beraber biz bu işi kurtardık diyor. MİT yasasının 6. Maddesinin 4. Fıkrası. Dinlenen kişinin kimliğinin açıkça yazılması lazım. Normal bir demokraside bu rezalet hükümetleri götürür. O yargıcı götürür. O MİT Müsteşarını götürür. Ama onları emin olun bu halk götürecek.

 

Birazda güzel bir konuya değineyim. Geçen hafta Ahmet Kaya'yı tartıştık. Ben hayatta olsaydı Gezi'cilerin yanında olurdu. Dolayısıyla onların yanında olurdu diye düşüncelerimi söyledim.  Erdoğan grup toplantısında bir konuşma yaptı. Hiç yorum yapmadım. Bir hafta bekledim. Konuşma şu "Ödül töreninde Ahmet Kaya'ya saldırdılar. Kimler saldırdı? Gezi Parkı'nda bize saldıranlar kimse onlar saldırdı. Şimdi diyorlar ki ben o sırada tuvaletteydim, dışardaydım. Ulan hepiniz oradaydınız. Kamera kayıtlarında hepinizi görüyoruz"

 

"SANATÇI KORKMAZ"

 

Neden bir hafta bekledim? Herhalde bunların içinden bir sanatçı şunu der. "Bizi eleştirirsin ama bize ulan diyemezsin" hiçbiri diyemedi.  Sizin sanatçılığınız su götürür artık bu saatten sonra. Üstelik bunlar Gezi'ye katılmayanlar. Erdoğan'ın yanında olanlar. Önünde diz çökenler. Bir başbakanın önünde diz çöken, başbakan ulan dediği zaman sesini çıkarmayan kişiye dünyanın hiçbir yerinde sanatçı denmez.

 

Eğer ben bu lafı etseydim, ulan hepiniz oradaydınız deseydim. Bunlar koro halinde neler neler söylerlerdi. Neden? Çünkü bizim hoş görümüzü biliyorlar. Ama korku dağları egemen. Sanatçı korkmaz. Sanatçı rüzgara karşı yürüyen adamdır. Sen sanatçının s'si bile olamazsın. Sana hakaret ediliyor, sesin bile çıkmıyor.

 

Ne diyor? Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Yalancıdan başbakan olmaz. Bunların tamamı senin adamın. Sen sırtlarına binip gezdirsen de bir şey demez. Yeri geldiği zaman akil adam diye sokaklarda gezdiriyorsun, sonra ulan diyorsun. Sana sesini bile çıkartmıyor.

En Son Eklenen Galeriler »
Yorumlar



  • 0